Görün Bilin Tanıyın İstediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Görün Bilin Tanıyın İstediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2012 Perşembe

Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak

1 yorum
Deyimlerin hikayeleri serimiz devam ediyor...

Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak deyimi; daha fazla kazanacağını, daha iyisini elde edeceğini umarken, elindekinden olmak anlamına geliyor. Peki nereden günümüze kadar gelmiş bu deyim ?

İşte hikayesi ;
Dimyat Mısır'da , Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Türkiye'ye gelirdi.
Dimyat'a pirinç almaya giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdeniz'de Arap korsanları tarafından soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki tüm altınları almışlar.
Bin bir güçlükle Türkiye'ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmiş. İstanbul'dan kalkmış memleketi olan Karaman'a gitmiş.O sene tarlasının mahsulu buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar. İşte Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak sözünün aslı buradan gelmektedir.

21 Şubat 2012 Salı

Işığın için teşekkürler Yeşim Mutlu

4 yorum
Bazı insanlar vardır, görmeden seversiniz. Başarmışlığın, hayatına pek çok başarı sığdırmanın, hazmetmiş olmanın ve her şeyden önce iyi yürekliliğin yarattığı güzellik yüzüne, sözüne yansımıştır. Kavgası yoktur kimseyle, yarışmaz çünkü öyle güzel şeyler yapmıştır ki hayatında yarışa gerek duymaz.
Ben tweeter da tanıştım, sonra karşılaştım şimdi sanki uzun yıllardır tanıyor gibi hissediyorum. Sevgi dolu, enerji dolu, hayat dolu bir dost YEŞİM MUTLU

Bundan sonra sizlerle benim için çok özel insanları da paylaşacağım çünkü dediğim gibi onlar çok özel ve sizlerde bu değerli dostlarımı tanıyın istiyorum. Hep savunduğum bir söz vardır, “Bir mum başka bir mumu yakmakla ışığından hiçbir şey kaybetmez”


İşte Yeşim’de böyle bir düşünceyi kendisine felsefe edinmiş, ışığıyla pek çok mum yakıyor ve daha çok yerin aydınlanmasına katkı sağlıyor.

Beni ilk bloggerlar toplantısına davet ettiğinde çok mutlu olmuştum, sonra konuşup, paylaşınca hayatta pek çok ortak yönümüz olduğunu fark ettik. Aynı jenerasyonun insanlarıyız, anneyiz, uzun yıllara dayanan iş tecrübelerimiz var,çok okuyor çok araştırıyoruz, kütüphane en sevdiğimiz mekanlardan…



Yeşim Mutlu; bir anne, 3 kızına en iyi şekilde annelik yapan, dolu dolu, üreten, seven, paylaşan, öğreten, yol açan bir anne. Sevgi dolu bir eş.

Yeşim Mutlu; bir doğum fotoğrafçısı, ben onun karelerine hayranım, her paylaştığı kareyi merakla bekliyor, her bakışımda bir kez daha hayran oluyor ve duygulanıyorum. Anneleri en doğal, en duygusal anları ile, bebekleri hayata ilk bakışları, ilk nefesleri, ilk hıçkırıkları ile fotoğraflıyor.


Yeşim Mutlu; bir blogger, içinden geldiği gibi yazıyor, kendi duygu ve düşüncelerini paylaşıyor, kendi faydasına inanmadığı hiçbir konuya değinmiyor. Onu okumayı seviyorum, çünkü günceli takip ediyor, zihnimde iz bırakmayacak hiçbir kelimeyi kaleme öylesine almıyor.


Yeşim Mutlu; Anneblogger & Babablogger toplantılarının koordinatörü ve toplantılarımızda çok özel sosyal sorumluluk projelerine imza atıyor, bizleri bu projelere katıyor, farkındalık yaratıyor. Son Şubat 2012 toplantımızda artık hepiniz biliyorsunuz hep beraber “Van İçin Örüyoruz”
dedik ve örgülerimizi Van’a gönderdik.

9 Mart 2012 toplantımızın  teması Yeşim Mutlu’ nun emeği ve değerli fikri ile belirlendi. Bu kez konumuz “Kanser”. Toplantımıza Kansersiz Yaşam Derneği kurucusu Dida Kaymaz bizimle birlikte olacak, hep birlikte paylaşacağız ve neler yapabileceğimizi konuşacağız. Ayrıca Dida Kaymaz  ”50 kadına , 50 mamografi” verelim diyerek çok önemli bir katkı sağladı. Beni büyüten çok sevgili babaannemi çok vakitsiz bir şekilde lenf kanserinden kaybettim, bu nedenle kanserin anlamını biliyorum.
                                                                                                                       
Bu fırsat, bu farkındalık ve özveri için çok teşekkürler
“Kansersiz Yaşam Derneği” ve Dida Kaymaz


Bence blogger olmak, anne olmak, insan olmak, bir amacı temsil etmek ve yarınlara hediye edilecek anılar, eserler, projeler bırakmak bu olmalı. Bir mum ışığı ile başka mumları yakmalı, rüzgara yol verip başka mumlar sönsün dememeli.

Işığın için teşekkürler YEŞİM MUTLU


17 Şubat 2012 Cuma

Van için örüyoruz

Bugün "5.BloggerAnne BloggerBaba Buluşması" çok önemli bir amaç için gerçekleşti. "Van İçin Örüyoruz"

Biz bloggerlar ördüklerimizi, rica ederek ördürdüklerimizi yanımıza aldık ve buluşmak üzere yola çıktık. Bugün havada birlik, beraberlik, arkadaşlık, dostluk rüzgarları esiyordu, sıcak sımsıcak meltem gibi...

Her biri birbirinden değerli blogger dostlar bir araya geldik ve hep birlikte "Van İçin Örüyoruz" dedik. Tam buluşma iyice ısınmış, paylaşımlar artmıştı ki Kartopu geldi.

 Evet hepimizin kulaklarında çınlayan o bildik tanıdık melodinin sahibi "Şişşt şişşt gördün mü? Kartopu alıp ördün mü?". Kartopu bize renk renk yumaklar, sıcacık yünler getirdi.

Biz de hep birlikte söyledik bu sefer "Van için ördün mü?".

Teşekkürler KARTOPU

Sonra sıcak sohbetler yeni başlayan örgüler ile anlam kazandı, içimizdeki güzellikler her atılan ilmeğe eklendi, her motif duygularımız ile renklendi. Şimdi Van'a yola çıkacak ördüklerimiz. Dileriz ki yürekler, kardeşler, bebekler ısınsın örgülerimizle.

Sevgili Yeşim Mutlu organizasyon için çok teşekkürler.

Gelen, ören, gelemeyip te ördüklerini gönderen, düşünen, düşündüren, duyuran, destekleyen herkese sonsuz teşekkürler.


Fotoğraflara bakmak isterseniz ; Van İçin Örüyoruz Facebook sayfasında

Kimler vardı :

@yesimmutluhttp://www.yesimmutlu.com/ysmblog
@deryacoskundeniz, http://www.posta.com.tr
@banuduru , http://www.banutozluyurt.com
@tansuoskay, http://www.tansuoskay.com
@aycaogus, http://www.aycaogus.com
@derenderen , http://www.perisekeri.com
@pastacikremasi, http://pastacikremasi.blogspot.com
@SenaBrn, http://www.dorikus.com
@mamanistanbul, http://unemamanaistanbul.over-blog.com
@baskaanne, http://baskaanne.com
@ahuatesel, http://www.ahuatesel.com
@cesurdoruk, http://biradambirbebek.com
@SlingoMOM , http://www.slingomom.com
@derenderen , http://www.perisekeri.com
@DeydaAzra , http://deydanindukkani.blogspot.com
@ondasole, http://www.ondasole.com.tr /http://www.hanzadeacar.blogspot.com
@periayda, http://www.ikiperimasali.blogspot.com
@ilknur_atalkin , http://www.ilknuratalkin.com
@BurcuCaliskann, http://www.burcucaliskan.com
@VuslatSena, http://www.vuslatsena.com
@Sorananne, http://www.sorananne.com
@ceylanerocero,
@pinaryumusak, http://11digital.com/
@dmlunl, http://11digital.com/

15 Şubat 2012 Çarşamba

Pabucu Dama Atılmak

Yine deyimlerimizin hikayelerine devam ediyorum....

Çocukluğumuzdan bu güne duyduğumuz, söylediğimiz bir deyim "Pabucu Dama Atılmak" bakalım neymiş bu deyimin hikayesi?

XIII. yüzyıldan beri Anadolu Türkleri arasında görülen hem dini, hem de iktisadi olan , LONCA kuruluşu, günümüzdeki üretim kooperatifleri, Ticaret ve Sanayi odalarının yerini tutan, onların da ötesinde görev yapan bir kuruluştu.

Mal kalitesini yüksek tutmak, standart üretimi sağlamak, usta işçinin yetişmesini sağlamak, karaborsayı önlemek, iş ve ticaret ahlakının sürekliliğini sağlamak gibi amaçlara dönük olarak kurulan ve bir ihtiyar heyeti tarafından idare edilen loncalarda sırasıyla, Esnaf Şeyhi, Kahya, Esnaf Yiğitbaşı, İşçibaşı, Bilirkişi gibi idareci ve görevliler bulunurdu. Bunlardan Esnaf Yiğitbaşı, kendi esnafını kontrol eder ve uygunsuzlukla karşılaşırsa, ihtiyar heyetine bildirirdi. Esnafın suçuna göre ya dükkan geçici olarak kapatılır veya dükkanda çalışanlara, gerekiyorsa dükkan sahibine, geçici veya sürekli olarak işten el çektirilirdi.

Kendi sanat kolunu, diyelim ki pabuçlarını kontrol eden bir Yiğitbaşı, pabuçlara hile karıştırıldığını, kaliten,n uygun olmadığını anlarsa, bu kalitesiz mallar, İhtiyar Heyetinin kararı ile "dama atılır" orada çürümeye terk edilirdi. "Pabucu dama atılmak" deyimini aslı da, bu anlamı ve hikayeyi içermekte ve lonca zamanından gelmektedir.

Kaynak ; Osman Çizmeciler / Ünlü Deyimler ve Öyküleri

2 Şubat 2012 Perşembe

Eski çamlar bardak oldu

Deyimler hep ilgimi çekmiştir ve hikayelerini merak etmişimdir. Bundan böyle sizlerle hep söylediğimiz deyimlerimizin hikayelerini de paylaşacağım.

Özellikle ilköğretim 3. sınıfta atasözleri ve deyimler ağırlıklı üzerinde durulan bir konu ve ben çok sevdiğim deyimleri oğlum her akşam bir deyimin anlamını sordukça tekrar hatırladım, hatırlayamadıklarımı da araştırdım. Anneler, babalar şimdiden hazırlanın gelecekte çok konu, çok soru, çok yanıt olacak...

Mesela "Eski çamlar bardak oldu" ne demek ? Hikayesini bilmek ister misiniz?

Bir zamanlar orman köylerinde, çam ağaçlarından tek parça yapılan ve bardak denilen su kapları varmış. Suyu çok soğuk tutan ve güzel kokulu bu bardakların yapıldığı bir köye, askerliğini yapıp dönen bir delikanlı, ormanlardaki eski büyük çamları göremeyince, babasına nedenini sormuş.
- Oğlum, demiş babası, o senin sorduğun eski çamlar, bardak oldu. Ne yapalım, köyümüze gelir getiren, çam kerestesi ile çam bardaktır. Askerde iken yolladığımız harçlıklar, hep bu bardakların parasıydı.

Halk arasında bu sözü "Eski camlar bardak oldu " şeklinde söyleyenler de vardır. Hikayemiz ile birlikte deyimin doğru ifadesini de öğrenmiş olduk.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Anne Bebek Çocuk Fuarı mı ? Nerede ?

3 yorum
Uzun zamandır  "22. Anne Bebek Çocuk Ürünleri Fuarı" nı bekliyordum. Ondasole mother & baby markası olarak fuara katılmak ve katılmamak arasında kararsız kaldım. Biraz sektör araştırması, biraz anne-bebek markalarının yöneticileri ile yaptığım görüşmeler ve biraz da araştırma sonucu bu sene sadece ziyaretçi olarak fuarı gezmeye, eğer potansiyel görür isem 2013 yılında katılmaya karar verdim. Açıkçası fuara giderken acaba katılsa mıydım ? Bu sene katılmamak bize bir yıl kaybettirdi mi diye düşünmedim değil…
Daha önce Amerika’daki ABC Kids Expo, Paris/New York ve Tokyo’da düzenlenen PlayTime, Floransa’da yapılan Pitti Imagine Bimbo fuarlarını gezmiş ve araştırmış biri olarak yaşadığım hayal kırıklığını sizlerle paylaşmak istedim. 3 farklı göz ile baktım fuara. 1. si her şeyden önce bir anne olarak, 2. si bir anne bebek markası sahibi olarak ve 3. sü danışman olarak. Ayrıca katılımcılardan bazı firmalar ile de görüşme şansım oldu. Bu sene fuar tarih olarak öne çekildiğinden ve sezon dışı olduğundan katılımcılar arasında ciddi bir hayal kırıklığı vardı.

Cumartesi günü gitmiş olmama rağmen fuar çok sakindi. Firmalar geçtiğimiz senelerde o kadar yoğun olurduk ki yemek yemek için bile vaktimiz olmazdı, bu sene ise tam tersi dediler. Sanal bir ziyaretçi topluluğu vardı. Oysa ki bu sene 50.000 ziyaretçi beklendiği bize fuar öncesinde ifade edilmişti. Anne olarak  ise belki bebek değil 10 yaşında bir kuzu annesi olduğum için tüketici anlamında dikkatimi çekmedi. Sadece organik şampuan aldım. Bir marka sahibi ve danışman olarak ise bu alandaki bir fuarı organize edemediklerine karar verdim. Dünyada gördüğüm diğer tüm anne & bebek fuarlarında şunu hissettim. Fuar alanına girdiğinizde sizi renk renk dekorlar, birbirinden güzel ürünler ve kaliteli markalar karşılar. Ortam çok sıcaktır çünkü konu itibarı ile öyle olmak zorundadır. Çok yüksek olmayan seste zaman zaman soft zaman zaman kendinizi çocuk gibi hissetmenizi sağlayan müzikler değişerek çalar. Ve havada hep bir vanilya kokusu vardır. Fuarı gezerken Alice Harikalar Diyarı’nda filminin bir sahnesinde olduğunuzu sanır ve gördüğünüz her şeyden çok etkilenirsiniz ve çocuk olmayı hayal edersiniz.  Ürünler her zaman son derece inovatiftir, yeni ve başarılı ürünleri bulmak kolaydır. Her sene tekrar geleceğim diyerek fuar alanından ayrılırsınız.
Peki Cumartesi günü yağmurlu bir İstanbul sabahında kapısından girdiğim bize özgü, yılda bir kez yapılan, çoğu firmanın biz buradayız, krizlerden etkilenmedik mesajı vermek için her yıl sorgusuz sualsiz katılmayı seçtiği fuar bende nasıl hisler uyandırdı ? Renk yok, müzik yok aksine sürekli yüksek sesle yapılan son derece rahatsız edici bir anons var, vanilya kokusu mu? Hayır onun yerine dekorların ağır yapıştırıcı kokusu ve bisikletlerin lastik kokusu var havada. Çok kaliteli ürünler de var, son derece seçkin firmalar da var ama ormanın içersinde kaybolmuş fidan gibiler, bulmak zor, görmek zor.
İlginç bir nokta daha bu sektöre girdiğimde fark ettim mağazalar, dekorlar o kadar cansız ki bir bebek ürünü almak üzere malum mağazalara girdiğinizde bir an önce alışverişimi bitireyim de çıkayım diyorsunuz. İşte sektörü yönetenler ve fuarları organize edenler böyle olunca bizim Anne Bebek Çocuk Fuarı benzemiş iş makinası, ambalaj, ofis mobilyası fuarına…
Çözüm ne diye soranlar olduğunu duyar gibiyim ? Sektörde bir körlük oluşmuş, benim fikrim bu konu profesyonellere teslim edilmeli, sezon ne zaman ise o zaman organize edilmeli, fuar canlanmalı, giydirilmeli, süslenmeli ve bence oyuncular 2013 te kesinlikle değişmeli. Haydi beyin fırtınası, profesyoneller, yaratıcı ürünlerin marka sahipleri, tasarımcılar, sanatçılar, ajanslar iş başına…

Benden bir not : Fotoğraflar PlayTime Paris, PlayTime New York ve Pitti İmagine Bimbo Fuarları'na aittir.

15 Ocak 2012 Pazar

Çini'ye can veren sanatçı

1 yorum
İbrahim Kuşlu, Çini’ye can veren sanatçı

İbrahim Bey’in eserlerinden ilk kez harika şef Ömür Akkor sayesinde haberim oldu. Geçtiğimiz yıl Ocak ayının sonlarında ağır bir grip ile evde dinlenirken, “Yemekteyiz” programına rastladım. Şansıma şefler yarışıyordu ve izlemekten gerçekten büyük keyif aldım. Hatta Ömür Şef’in programını kaydettim, defalarca izledim ve Nisan ayında misafirlerime bire bir aynı menüyü ikram ettim. Ömür Şef’ten iyi öğrenmiş olacağım ki yemek 5 saat sürdü, kimse masadan kalkmak istemedi.

Ömür Şef özenle masasını hazırlarken işte o muhteşem çinileri gördüm, izledim, dinledim ve mutlaka bu eşi benzeri bulunmaz eserlerin yaratıcısı ile tanışmalıyım dedim. Teşekkürler Ömür Şef hem lezzeti sanata dönüştürdüğün için, hem yemek kültürümüzü yaşatmak adına verdiğin mücadele için, hem de eğitime yaptığın tüm katkılar için.

Sonra Temmuz ayında bir Bursa seyahati çıkarttım, bir kaç ziyaret planda vardı ama asıl amacım Frig Seramik’i görmek ve İbrahim Bey ile tanışmaktı. Sora sora Bağdat bulunurmuş biz de telefon ile konuşarak en sonunda atölyeyi bulduk. Bir de baktık ki kapıda bizi İbrahim Bey bekliyor. Böylesine dünyanın en ünlü müzelerinde sergi açmış, sayısız esere imza atmış bir sanatçının bu kadar mutevazi olmasını takdirle karşılıyorum. Umarım iletişim kurmaya kendilerini kapatmış ve takdir edilmeyi dahi önemsemeyen sanatçı olarak adlandıramayacağım kişiler İbrahim Bey’den biraz olsun ilham alırlar.
Kendisi ile sohbet ettik, eserlerini bize anlattı, baktık, dokunduk, beğendik, hikayelerini dinledik ve tekrar gitmek üzere sözleştik. O zamandan bugüne İbrahim Bey’e sözümüz var, tekrar gideceğiz. Söz…

Biraz size Frig Seramik ve İbrahim Kuşlu’dan bahsetmek istiyorum. Eğer çini seviyorsanız ki bu çiniler alıştığınız renk ve desenlerde değil kesinlikle eşi benzeri yok. Çocuklarınıza bir değer bırakmak için şimdiden biriktirmeye başlayın derim. Çocuklarımız kültürlerini, ata sanatlarını tanısınlar bilsinler.

İbrahim Kuşlu 1966 yılında Eskicuma’da doğmuş ve çini ile tanışması ve sanatına başlaması 1980 yılına dayanıyor. Marmara Üniversitesi’nde misafir öğrenci olarak bulunmuş. 1996 yılında Kanada sergisini açmış. 2000 yılından itibaren kendi atölyesinde çalışmalarını sürdüren Kuşlu, Türk Çini sanatına büyük katkılarda bulunmuş bir sanatçı. Özellikle 16.yy İznik, 13.yy Selçuklu, 14.yy Beylikler Dönemi sanatçının uzman olduğu dönemler. New York şehrinde de bir kişisel sergi açan Kuşlu, Paşabahçe Butik Mağazaları için özel üretimler yapıyor.

Yolunuz Bursa’ya düşsün, Frig Seramik’i, İbrahim Kuşlu’yu ziyaret edin. Çini’nin dile geldiği o küçük ve büyülü mekanı görün derim.
Not : Resimler Frig Seramik web sitesinden alınmıştır.
Sevgiyle kalın…


Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı